Posts Tagged ‘Ergenekon’
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiaları ile ilgili Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı ile konuştuğunu belirterek, “Konuştuysak müdahil olmuşuz demektir.” dedi. Köşk’teki resepsiyonda Gül ile bazı gazeteciler arasında ilginç bir de ‘Ergenekon’ konuşması geçti.
Cumhurbaşkanı Gül, TÜBİTAK Bilim Ödülü sahipleri için Çankaya Köşkü’nde düzenlenen resepsiyonda gazetecilerin sorularını da cevaplandırdı. Gül gazetecilerin ‘Bülent Arınç’a suikast olaylarıyla ilgili Genelkurmay Başkanı’yla konuşup konuşmadığı yönündeki sorusuna, “Kendi aramızda konuştuk.” diye cevap verdi. ‘Neler konuşulduğu’ sorusu üzerine ise Gül, “Sadece konuştuğumuzu söylüyorum, daha fazlasını söyleyemem, bana yakışmaz. O zaman tenkit ettiklerimin durumuna düşerim” diye konuştu.
Gazetecilerin ısrarlı soruları ve “olaya müdahale edecek misiniz ?” demesi üzerine ise Gül, “Konuştuysak müdahil olmuşuz demektir.” cevabını verdi. Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve MİT Müsteşarı ile görüştüğünün hatırlatılması üzerine ise Cumhurbaşkanı Gül, “Uzun uzun konuştuk.” demekle yetindi.
Şeffaf ve çoğulculuğun olduğu yerde kontrolün zor olduğunu, kendisi dâhil herkesin konuşurken üsluplarını dikkat etmesi gerektiğini kaydeden Gül, devlet kurumlarıyla ilgili bir uyumsuzluğun söz konusu olmadığını vurguladı. Uygulamada problemlerin çıkabileceğini kaydeden Gül, gazetecilerin doğası gereği olayları büyütebileceğini, kendilerinin ise olayları sakinleştirmeye çalıştığını belirtti. Cumhurbaşkanı Gül ayrıca konunun yargıya taşındığını ve kararı yargının vereceğini kaydetti.
GAZETECİLERDEN GÜL’E ESPRİ
Bu arada resepsiyonda gazeteciler ile Cumhurbaşkanı Gül arasında esprili konuşmalar geçti. TV8 program yapımcısı Erkan Tan, “Sayın Cumhurbaşkanım, Şamil Tayyar’a da TÜBİTAK Bilim Hizmet Ödülü verilmesi gerekirdi.” dedi. Cumhurbaşkanı’nın “Niye verecekmişiz.” demesi üzerine Erkan Tan, Bilim Ödül Töreni’nde ödül alanların neden ödül aldıklarının uzun ve teknik ifadelerin ardından ‘üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle’ biten cümleye atıf yaparak, “Organizmadaki Ergenekon virüsünün manyetik rezonans ve gazetecilik teknikleriyle tespit edilmesi konusundaki üstün nitelikli çalışmaları nedeniyle” dedi. Cumhurbaşkanı Gül ise gülerek Erkan Tan’a “TÜBİTAK’a öner bakalım.” cevabını verdi. Bununla da yetinmeyen ve Şamil Tayyar’ın hapis cezasını hatırlatan Tan, “Efendim, 3 ay hapis yatan Başbakan oluyor, Şamil Tayyar 35 ay hapis cezası aldı, yatarsa cumhurbaşkanı olabilir mi?” diye espri yaptı. Gül ise Şamil Tayyar’a dönerek “Yabana atma.” diye takıldı.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, yazdığı ‘Ergenekon’ kitabı nedeniyle önceki gün 1 yıl 8 ay hapse mahkûm edilen Star Gazetesi Ankara Temsilcisi Şamil Tayyar’a, “Geçmiş olsun, olur böyle şeyler, canını sıkma.” dedi. Tayyar’a daha önce de 1 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti.
CİHAN
Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Metin Ataç ile dönemin Donanma Komutanı olan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Uğur Yiğit’e yönelik suikast planıyla ilgili yürütülen soruşturma kapsamında, 5 Aralık günü tutuklanan ve avukatlarının itirazı üzerine geçtiğimiz çarşamba günü serbest bırakılan Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı’nda görevli Öğretmen Yarbay Ali Tatar, savcının itirazı üzerine hakkında yeniden ‘yakalama’ kararı çıkınca intihar etti.
Tatar, Merkez Komutanlığı’ndan görevlilerin kendisini almaya geldiği cumartesi sabahı, ailesiyle birlikte oturduğu lojmanın banyosunda beylik tabancasını başına ateşledi. Evli ve bir çocuk babası 47 yaşındaki
Tatar, hastaneye kaldırılmak istenirken yaşamını yitirdi. Tatar’ın eşi cenazede “Kocamın katili sensin Savcı Süleyman Pehlivan” diye bağırdı. Ablası ise “Kardeşimi komutanlara kurban verdiler” diye isyan etti.
SORUŞTURMA BAŞLATILMIŞTI
“Amirallere suikast planı”yla ilgili soruşturma, geçtiğimiz 15 Temmuz’da başlatılmıştı. e-mail yoluyla ‘155.ihbar.iem.gov.tr.’ ile Bimer ve MİT’e temmuz
ayında “uyuşturucu çetesi” başlığıyla gönderilen ihbar mektubunun ardından, İstanbul ve Kocaeli’nde teğmenlerin kaldığı 2 adrese eşzamanlı operasyon
düzenlenmiş, yaklaşık 500 TNT ele geçirilmişti. Ele geçirilen patlayıcı madde ile Deniz Kuvvetleri’nde görevli iki amirale suikast düzenleneceği iddia
edilmişti. Yine iddialara göre, evlerden birinde ele geçirilen bir notta “Albay T.D’den gelecek inceleme raporlarına göre ‘Metin’ ve ‘Uğur’ adlı komutanlara
yapılacak operasyonun detayları ve tarihleri L.B. ve Albay O.Y. üzerinden iletilecektir” ifadesi yer aldı.
ERGENEKON BAĞLANTISI
Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Süleyman Pehlivan, şüphelilerin Ergenekon sanıkları ile bağlantılı olduğu iddiasıyla yaklaşık 2 ay önce dosyanın Ergenekon soruşturması ile birleştirilmesini talep etti. Savcı Pehlivan, soruşturmaya son 20 günde hız kazandırdı. Pehlivan’ın talebi doğrultusunda, İstanbul Adliyesi’ne yaklaşık 20 askeri personel sorgulanmak
üzere getirildi. 21 Temmuz’dan itibaren ise soruşturma kapsamında, 9 teğmen ile Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı’nda görevli Öğretmen Yarbay Ali Tatar, tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi’ne konuldu.
10 GÜN CEZAEVİNDE KALDI
Soruşturma kapsamında tutuklanan tek üst düzey subay olan Tatar, Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne ilk olarak Ergenekon soruşturması kapsamında ‘şüpheli’ sıfatıyla ifadeleri alınan 2004 yılının 3 kuvvet
komutanının geldiği 5 Aralık Cumartesi günü getirildi. Merkez Komutanlığı’ndan görevliler eşliğinde adliyeye getirilen Tatar ile beraberinde
bulunan bir teğmen, Savcı Pehlivan’ın talebi üzerine tutuklandı. Tatar, Hasdal Askeri Cezaevi’ne konuldu.
YENİDEN YAKALANMASI İSTENDİ
Tatar’ın avukatları, tutuklama kararına itiraz etti. İtiraz dilekçesini görüşen İstanbul Nöbetçi 11. Ağır Ceza Hâkimliği, geçtiğimiz çarşamba günü tahliye
kararı verdi. Tatar, karar üzerine 10 gün yattığı cezaevinden aynı gün serbest bırakıldı. Ancak Savcı Pehlivan, bir gün sonra karara itiraz etti ve tutuklama
istedi. İtirazı değerlendiren nöbetçi mahkeme, cuma günü Tatar hakkında yakalama kararı verdi.
CUMA GÜNÜ TEBLİĞ EDİLDİ
Karar, cuma akşamı İstanbul Merkez Komutanlığı’nca Tatar’a yaşadığı Üsküdar Beylerbeyi’ndeki lojmanında tebliğ edildi. Tatar’ı bir kez daha savcılığa götürmek üzere Merkez Komutanlığı’ndan askeri görevliler, cumartesi sabahı saat 10.00’da lojmana geldi. Avukatı Hasan Tatar, eşi Nilüfer Tatar, kızı Gökçen Tatar ile diğer yakınlarının da evde bulunduğu sırada hazırlanma bahanesiyle banyoya giren Yarbay Ali Tatar, beylik tabancasını başına ateşleyerek intihar etti. Yakınları, silah sesi üzerine koştukları banyoda Tatar’ı ağır yaralı olarak buldu. Ali Tatar, hastaneye kaldırılmak
istenilirken yolda can verdi. Cezaevine konulduktan sonra psikolojisinin bozulduğu öğrenilen Ali Tatar’ın cuma günü, askeri hastaneyi arayarak
psikolog muayenesi için pazartesi gününe randevu aldığı öğrenildi.
Avukat Hasan Tatar ile abla Hülya Ünver, Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı’na başvurarak Ali Tatar’ın psikolijisinin iyi olmadığını
bildirerek önce hastaneye götürmek istediklerini bildirdiklerini ancak buna izin
verilmediğini ileri sürdüler.
GÖZYAŞI SEL OLDU
Ali Tatar için dün ilk olarak görev yaptığı Beylerbeyi’ndeki Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanlığı’nda tören düzenlendi. Törene Tatar’ın ailesi ve silah arkadaşları ile Deniz Eğitim ve Öğretim Komutanı Koramiral Can Erenoğlu katıldı.
ABLA, KORAMİRAL’A SERT ÇIKTI
Acılı eş Nilüfer Tatar’ın güçlükle ayakta durduğu cenazede abla Hülya Ünver,
Koramiral Can Erenoğlu’na “Biz önce doktora götürelim dedik. Neden izin vermediniz” diye çıkıştı. Erenoğlu’nun yanıtı ise “Öyle değil. Merkez Komutanlığı’ndan hastaneye gidecekti” oldu. Erenoğlu, törendeki konuşmasında ise “Silah arkadaşımızı erken kaybettik. Atatürk ilke
ve inkilaplarına bağlı bir subayı kaybettik. Derin üzüntüsünü yaşıyoruz” dedi.
ACILI EŞ, SAVCIYI SUÇLADI
İntihar eden Yarbay Ali Tatar’ın cenaze töreninde acılı eşi, tabuta sarılarak “Bizi yalnız bıraktın” diyerek gözyaşı döktü. Nilüfer Tatar, “O suçsuzdu. Kocamın katili sensin Savcı Süleyman Pehlivan” diye bağırdı. Abla Hülya Ünver de “Kardeşimi aynı gün adliyeye çıkardıkları komutanlara kurban verdiler” şeklinde konuştu. Kızı Gökçen’in “Baba bizi bırakma” şeklindeki feryatları da törene katılanları ağlattı.
İŞTE ESRARENGİZ SUBAY ÖLÜMLERİ…
DARBE PLANLARINI DEŞİFRE EDEN ALBAY’IN SIR ÖLÜMÜ
Darbe planlarının yapıldığı ve bunu dönemin Genelkurmay Başkanı
Hilmi Özkök’e ihbar ettiği öne sürülen Albay Ali Belgutay Varımlı, geçtiğimiz
ay evinin balkonundan düşerek hayatını kaybetti. Varımlı’nın, Sarıkız ve
Ayışığı Darbe Planları’nı deşifre eden subay olduğu iddia edildi. İlhami
Erdil’in yargılandığı davayla ilgili olarak iddiaları araştıran o dönemin Teftiş Kurulu Başkanı Varımlı, Erdil’in rütbelerinin sökülerek er rütbesine
indirilmesine neden olan kişi olarak tanınıyordu. Varımlı’nın adı, Türkiye gündemini sarsan birçok olayda da gündeme geldi. Ergenekon davasına
giren emekli Orgeneral Özden Örnek’e ait günlüklerde adı geçen Varımlı, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral İlhami Erdil ile eşi ve kızının
yargılandığı davada da ifade vermişti.
ALEVİ OLDUĞU İÇİN FİŞLENDİ TEK KURŞUNLA CANINA KIYDI
Yalova’nın Altınova İlçesi’nde bulunan Karamürselbey Eğitim Merkezi Komutanlığı’nda görevli Kıdemli Yüzbaşı Olgun Ural (40), beylik
tabancası ile başına bir el ateş ederek intihar etti. Alevi olduğu için fişlenen Ural’ın adı, 1. Ergenekon iddianamesinin deliller bölümüne girdi. Ergenekon
iddianamesinin deliller bölümünde, Olgun Ural’la ilgili olarak “Alevi, Sıvas Gemerekli. Yüzbaşı Ali Tatar’ın personel alımında görevli olduğu zaman
alınmıştı” ifadesi yer aldı. Ural, 2. Ergenekon iddianamesinin açıklanmasının ardından intihar etti.
JİTEM DAVASI, ALBAY KIRCA’NIN ECELİ OLDU
28 kişinin öldürülmesinden sorumlu tutulan 11 sanıklı JİTEM davasının
sanıklarından emekli Albay Abdülkerim Kırca, ocak ayında Ankara Etimesgut
Güvercinlik Jandarma Lojmanları’ndaki evinde intihar etti. JİTEM itirafçısı
Abdülkadir Aygan bir gazeteye yaptığı “Ergenekon’un 16 ölüm kuyusunu
biliyorum” açıklamasında, Kırca’nın bizzat katıldığı ya da emrini verdiğini iddia ettiği infazları ve bu kişilerin nerelere gömüldüğünü anlatmıştı.
RÜTBE SÖKEN YARBAY MAKAMINDA İNTİHAR ETTİ
Deniz Kuvvetleri’ndeki şüpheli ölüm olaylarından biri de İzmir’de yaşandı. Güney Deniz Saha Komutanlığı’nda görevli Hâkim Yarbay Tanju Ünal, 26
Haziran günü karargâhtaki makam odasında ölü bulundu. Kamuoyuna tabancayla intihar ettiği açıklanan Ünal, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı İlhami
Erdil’i yargılayarak rütbelerini söktüren askeri hâkimdi. Ünal’ın Hizbullah Terör Örgütü ve Batı Çalışma Grubu’nun kuruluş aşamalarını çok iyi bildiği, aktif
olarak çalıştığı, sonrasında Hizbullah’ın çözülmesinde rol oynadığı ifade edildi.
YÜZBAŞI MUZAFFER TEKİN DE DENEDİ, AMA KURTARILDI
Danıştay saldırısının ardından emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin intihara
teşebbüs etti. İntihara kalkışmadan önce bıraktığı notta baskınla ilgisi
olmadığını savunan Tekin, Avukat Alparslan Arslan’ı tanıdığını ve bazı
ulusalcı görüşleri paylaştıklarını belirtti.
Birinci ”Ergenekon” davasının tutuklu sanıklarından Ümit Sayın, ”Tolon, bana, ‘ordu içinde, TSK içinde bir yapılanma olduğunu’, bu yapılanmanın gidişata ‘dur’ diyeceğinden bahsetti. Eruygur ile 2006 yılında Fenerbahçe Orduevi’nde yaptığımız görüşmede, bana TSK içinde böyle bir örgütün varlığından, sivil toplum örgütleriyle koordinasyon kurulduğundan söz etti” dedi.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada söz alan tutuklu sanık İP Genel Başkanı Doğu Perinçek’in avukatı Mehmet Cengiz, üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu ile ilgili kendilerine yeni bilgi ve belgelerin ulaştığını ifade ederek, ”buna ilişkin dosyanın Adalet Bakanının masasında olduğunu” savundu.
Haşıloğlu’nun Çatalca Sulh Ceza Mahkemesi’nde görevli olduğu sırada eşinin dayısı Eyüp Aytemur adına Çatalca İcra Müdürlüğü’nden ucuz taşınmaz satın alma girişiminde bulunduğunu ifade eden Cengiz, bu amaçla Çatalca İcra Müdürüne ”baskı uyguladığını” öne sürdü.
Cengiz, 14 Mayıs 2007 tarihindeki taşınmaz için yapılan ihaleye katılınarak 120 bin TL bedeli Haşıloğlu’nun ödediğini, bunun için 40 bin doları kuyumcudan bozdurduğunu savunarak, ardından bu taşınmazın üzerine yapılacak olan inşaat ruhsatının iptal edildiğini kaydetti.
Cengiz, ”Taşınmazın yasa gereği yeniden satışa çıkarıldığını duyan Haşıloğlu’nun, bir yargıç olarak bu gibi durumlarda ödenen teminatın iadesinin yasaya göre mümkün olmadığını çok iyi bildiği halde tayin edildiği Beşiktaş Adliyesi’nden Çatalca Adliyesi’ne gelmiş, İcra Müdürünü çağırmış, onu, memurları dışarı çıkartıp boşalttığı savcılık katındaki bir odaya kapatarak, ‘Satış kararı vermişsin, aynı gün seni görseydim öldürebilirdim. Bu gün teminatı geri vereceksin, yoksa tayin telin yarın elinde olur. Ben şimdiye kadar istediğim yerde çalıştım. İstediğim kişiyi istediğim yerde çalıştıracak ve istediğim yerde çalışacak kadar kuvvetliyim’ diyerek tehditte bulunmuştur” dedi.
İcra Müdürünün bu olayın ardından Gaziantep’e sürüldüğünü ifade eden Cengiz, saptadıkları bu olguları değerlendirmesi amacıyla Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na başvurduklarını, konunun da CHP’li bazı milletvekilleri tarafından soru önergesi şeklinde TBMM gündemine getirildiğini anlattı.
Cengiz, Haşıloğlu’nun fiilinin kamuoyu tarafından da öğrenildiğini belirterek, bu durumun, yalnız kendi güvenlerinin kaybolmasına değil, kamuoyunda da Haşıoğlu’na karşı ciddi kuşkular duyulmasına yol açtığını savundu.
Cengiz, Haşıloğlu’nun davadan çekilmesini istedi.
Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün de, tutuklu sanıklardan Ümit Sayın’ın dilekçe vererek ”gizli oturumda dinlenmek istediğini, ancak mahkemenin bu yönde bir karar vermediğini gerekçesiyle heyetin reddini talep ettiğini” kaydetti.
Başkan Şengün, verdikleri kısa aranın ardından taleplere ilişkin kararlarını açıkladı.
-DİĞER SANIKLAR SALON DIŞINA ALINDI-
Reddi hakim talebinin kabul edilmediğini ifade eden Başkan Şengün, Haşıloğlu’nun da davadan çekilmediğini açıkladığını dile getirdi.
Ümit Sayın da ishal ve grip olduğunu belirterek, hastaneye gitmek istediğini söyledi. Sayın, daha sonra kapalı oturumda her şeyi açıklayacağını ifade etti.
Başkan Şengün de diğer tutuklu ve tutuksuz sanıkları salondan dışarı çıkartarak, Ümit Sayın’ı salondaki kürsüye çağırdı. Şengün’ün, ”Evet seni dinliyoruz. Nedir söylemek istediklerin?” demesinin ardından Ümit Sayın, daha önce kendi yazılı talebi üzerine savcı Zekeriya Öz’e ifade verdiğini, bu oturumda da ona ilaveler yapacağını söyledi.
Sayın, askeri okuldaki öğrencileri vasıtasıyla ve gittiği konferanslar nedeniyle tanıştığı komutanlar tarafından kendisine TSK içerisinde gizli bir yapılanma olduğunun söylendiğini anlattı.
Adının ”Ergenekon” olduğunu bilmediği bu örgütlenmenin, sivil toplum örgütleriyle koordineli olarak çalıştığını ve düzenli olarak gizli toplantılar yapıldığını ileri süren Sayın, ”Konuştuğum komutanlar Türkiye’deki durumun iyiye gitmediğini, bu örgütlenmenin bu gidişe bir dur diyeceğini söylediler. Komutanlar muhtıra verilmesini savunuyorlardı. Tolon da dahil…” dedi.
Sayın, önceden Genelkurmay Psikolojik Harp Dairesi Başkanı olan Tümgeneral Can Teler ile yaptığı konuşmayı anlatarak, ”Bana ‘komutanların bir takım görüşmeler yaptığını, askeriye içinde birtakım toplantılar yapıldığını, özel telefonlar kullanıldığını’ söyledi. ‘Askeriye içinde bir hareket olduğunu, bu gidişe ‘dur’ denileceğini’ belirtti” dedi.
-TOLON VE ERUYGUR İLE GÖRÜŞMELER-
Sayın, yine 2006 yılında Merkez Orduevi’nde emekli orgeneral Hurşit Tolon ile de görüştüğünü ifade ederek, şunları anlattı:
”Bana ordu içinde, TSK içinde bir yapılanma olduğunu, bu yapılanmanın gidişata dur diyeceğinden bahsetti. Beni Şener Eruygur ile tanıştırdı. Eruygur ile 2006 yılında Fenerbahçe Orduevi’nde yaptığımız görüşmede, bana TSK içinde böyle bir örgütün varlığından, sivil toplum örgütleriyle koordinasyon kurulduğundan söz etti. Konuştuğum diğer komutanlar bana görev üstlenmem konusunda bir şey söylemedi. Sadece Eruygur, ’sivil kanadında yer alır mısın?’ dedi. Ben de alamayacağımı söyledim.”
Genelkurmay istihbaratından emekli Tümgeneral Alaattin Parmaksız’ın da Genelkurmay istihbaratının bu konudan haberi olduğunu söylediğini öne süren Sayın, 2006 yılında Kadıköy’de aynı internet sitesinde yazı yazdığı tutuklu sanıklardan Mehmet Zekeriya Öztürk ve emekli Tümgeneral Reha Taşkesen’in de bu örgütlenmeden söz ettiğini savundu.
-”EN AYRINTILISINI KIVRIKOĞLU ANLATTI”-
Tutuksuz sanıklardan Kemal Alemdaroğlu ile 2004 yılında rektörlük binasında yaptıkları konuşmayı açıklayan Sayın, ”Bana bu yapılanmadan söz etti. Sivil toplum örgütleriyle bağlantısı olduğunu söyledi. ‘Görev alır mısın’ dedi. Katılamayacağımı söyledim. Emekli Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu ile de 2005 yılında Fenerbahçe Orduevi’nde görüştük. Bana en ayrıntılısını da Hüseyin Kıvrıkoğlu anlattı. Örgütlenmenin ‘Encümen-i Danış’ olduğunu, toplandıklarını söyledi. Encümen-i Danış içerisinde büyükelçiler, komutanlar ve devletin üst kademesindeki insanların bulunduğunu, görevi sırasında da böyle toplantılar yapıldığını söyledi” diye konuştu.
Başka komutanlarla yaptığı görüşmelerde de ‘gidişata dur’ demek için toplantılar yağıldığını söylediklerini ifade eden Sayın, ”Konuşmalar sırasında Ergenekon adı hiç geçmedi. Bu örgütlenmenin Ergenekon olup olmadığını bilmiyordum. Bir örgütlenme olduğunu, sivil toplum kuruluşlarıyla, Encümen-i Danış ile koordineli olarak toplantılar yapıldığını biliyorum. Ama ben bu örgütün üyesi değilim. Ergenekon adını basından duydum” dedi.
Ana dava iddianamesini ile ikinci dava iddianamesini okuduktan sonra ordu içerisinde bir yapılanma olduğu kanaatine vardığını belirten Sayın, ”Gerek Özden Örnek’in günlükleri, gerekse diğer deliller, TSK içerisinde bir örgütlenme olduğunu gösteriyor. Zaten ikinci dava darbe üzerine açılmış” diye konuştu.
Koğuş arkadaşı olan, tutuklu sanık Emin Gürses’in kilisede Sevgi Erenorel ile yaptıkları bir toplantıya ilişkin bilgiler de veren Sayın, ”Erenerol, Emin Gürses’e, Şener Eruygur’un da başında olduğu bir yapılanma ve örgütlenmeden bahsetmiş. Şener paşanın TSK’nın, sivil toplum örgütleriyle koordinasyonunu sağlamak için ADD’nin başına geçeceğini söylemiş” diye konuştu.
Sayın, Savcı Mehmet Ali Pekgüzel’in sorusu üzerine, ek ifadesini ”etkin pişmanlık yasasından faydalanmak için verdiğini” söyledi. İfadesini kendi iradesi ile verdiğini belirten Sayın, en büyük baskıyı ‘İtirafçı olma’ diye ablasından gördüğünü anlattı.
Tutuklu sanıklar Mehmet Demirtaş ile Oktay Yıldırım arasında yapılan bir konuşmaya da kapı arkasından şahit olduğunu belirten Sayın, ”Hangisi söylüyordu tam olarak hatırlamıyorum ama bombalardan bahsediyorlardı. Kendilerinin olduğu ortaya çıkarsa fena olacağını söylüyorlardı. Oktay Yıldırım ise seri numaralarının farklı olduğu belirterek, ‘korkma, bir şey olmaz’ diyordu. Ben içeri girince sustular” iddiasında bulundu.
-GİZLİ TANIK İTİRAFI-
Sayın, bu davanın gizli tanıkları arasında yer aldığını, basın organlarında çıkınca da kendi isteği üzerine duruşmalardan muaf tutulduğunu belirtti.
Savcı Pekgüzel’in kendisinden ele geçirilen dijital verilerin şifrelerini istemesi üzerine Sayın, dijital verilerin 2000 yılında ABD’deyken oluşturulduğunu, şifrelerini hatırlamadığını kaydetti.
Savcı Zekeriya Öz’e verdiği ifadesinde kendisi ve ailesinin can güvenliği ile ilgili endişesi olduğunu söylediği hatırlatılan Sayın, ”Eğer böyle bir örgüt varsa TSK hakkında böyle konuşarak can güvenliğimi tehlikeye soktuğumu düşünüyorum” diye konuştu.
Savcının ”Bu konuları neden size anlatıyorlardı?” sorusu üzerine, Ümit Sayın, ”Görüşmelerimizde konu hep Türkiye’nin geldiği duruma varıyordu. İnsanlara güven sağlayan bir yapım var. Bu nedenle bana anlatıyorlardı” dedi.
Duruşma sırasında Sayın’a heyet tarafından dosyadaki gizli tanık ”Anadolu” olarak alınan ifadesi, okuması için verildi. Sayın’a öğleden sonraki oturumda bu ifadesine ilişkin sorular yöneltilecek.
AA
